Paralel Nedir? Görsel Bir Yolculukta Kaybolmak
Başlangıç: Kayseri’nin Renkli Sokaklarında Bir Gün
Bugün Kayseri’de oldukça soğuk bir gün. Buz gibi rüzgar, küçük caddeleri sallıyor, ancak içimdeki dünya daha sıcak. Her şey bir kafede otururken başladı, eski alışkanlıklarımdan birini yine yeniden yaparken; defterimi açıp, o anı yazmak… Kendimi yazarken hep daha iyi hissediyorum. Bazen garip bir şekilde, yazıların içinde kaybolmak bana paralel bir evrende yaşadığımı hissettiriyor. O kadar ilginç bir duygu ki, her kelime, her düşünce, sanki başka bir gerçeklikte bir adım atmak gibi. Peki, paralel nedir görsel? Bu soruyu en son bir arkadaşım sormuştu. Şimdi, anlatacağım hikâye belki bu soruya tam bir cevap verebilir.
Bir Zamanlar, Bir Duygu
Öyle bir gündü ki, her şey birbirine paraleldi. Gündüz, güneşin ışığı kaybolmaya yaklaşırken, içimde bir boşluk vardı. Bunu en iyi ben hissediyordum, ama kimse bilmiyordu. İnsanın kendi iç dünyasında kaybolması, dışarıda ne olursa olsun, bazı günlerde bu kadar derin hissettiriyor ki. İşte o an, o boşlukla karşılaşınca paralel evrenlerin var olduğuna dair düşünceler kafamda yankılanmaya başladı. Belki de bir paralel evrende, içimdeki bu boşluk çok daha farklı bir şekilde şekilleniyordu, belki de bir başka ben, bambaşka bir hayat yaşıyordu. Kim bilir?
Ve bu düşüncelerle birlikte, o an bir görsel gözümde belirdi. Yavaşça, kaybolan günün ışıkları gibi, her şey bir paralel evrene aitmiş gibi görünüyordu. O anı gözümde belirleyen her şeyin derinliği, bir anlamda hayal kırıklığı, belki de heyecanla karışmış bir umut taşıyordu. Her şey birden bir çatıya dönüştü; kaybolan ışıklar, gözlerimin önünde bir yansıma oluşturdu ve ben o yansıma içinde kaybolmuştum.
Görselin Derinliği: Parçalara Ayrılan Bir Duygu
Sokaktan geçen insanların caddelerdeki sıradan hareketleri, gözümde hiç sıradan değildi. Her şey farklıydı. O kadar fazla katman vardı ki; rengarenk giysiler, ya da ayakkabılarıyla yürüyen insanlar… Bütün bu detaylar, bir anlamda paralel dünyalarda birbirine bağlanan bir yolu işaret ediyordu. Gözlerim daldıkça, içimde bir şeyler değişmeye başladı. Tıpkı bir görselde olduğu gibi, her şey aniden farklı bir boyuta taşındı. Bir yerde kaybolmak, farklı bir yere gitmek… İnsanın iç dünyasında böyle bir yolculuğa çıkması, bazen tıpkı bir görselin derinliğine girmek gibi oluyor. Her şey bir anda daha netleşiyor, daha belirginleşiyor.
Bazen, içinde kaybolduğun bir görselin aslında senin duygularını yansıttığını fark edersin. Bir görseldeki renkler, o anki ruh halini, içindeki karmaşayı, belki de o anki hayal kırıklığını yansıtır. O gün, her şeyin ardında böyle bir görselin olduğunu hissettim. Belki de bir başka evrende, aynı anda, başka bir ben, tıpkı bu an gibi bir anı yaşıyordu.
Hayal Kırıklığı ve Umut Arasında Bir Denge
O anda, yazdığım deftere şöyle yazdım: “Paralel evrenler, bizlerin duygusal yolculuklarında birbirine karışan dünyalar gibi. Her biri, bizim içimizdeki bir yansıma.” Bir tür hayal kırıklığı, umudu hiç kaybetmeden taşıyor; çünkü ne olursa olsun, bir paralel dünyada o hayal kırıklığı başka bir şekilde şekilleniyor. İnsanın hissettiklerinin ne kadar evrensel olduğunu fark etmek de, insana farklı bir iç huzur veriyor. Her düşüncenin, her duygunun, bir başka paralel evrende belki de aynısını yaşadığımıza dair bir umut, insanı daha güçlü kılabiliyor.
Bugün o kadar garip hissettim ki, insan bazen kaybolmak ister. Kaybolmanın, bir görselin içine dalmak gibi olduğunu düşündüm. Zihninde bir şeylerin şekillenmesi, hayatını farklı bir açıdan görmek, bir an için paralel dünyaların kapılarını aralamak gibiydi. O an kendimi o kadar kaybolmuş hissettim ki, tıpkı bir görseldeki renkler gibi, dünya bir anda netleşti. Ne büyük bir değişimdir o an; her şeyin farklı bir biçimde ortaya çıkması, hayatını daha net görmen.
Bir Düşünceyle Kaybolmak
Gün batımının son ışıkları, yavaşça kayboluyordu, ancak ben hala o anın içinde kaybolmuşum gibi hissediyordum. Bu yolculuğu bitirmek istemedim. Kayseri’de o gün yaşadıklarım, küçük bir sokakta bir yalnızlık hissiyle birleşti. Ama o yalnızlık, bir yansıma gibiydi; başka bir dünyaya aitmiş gibi. Belki de her duygunun paralel bir hali vardı ve bizler sadece bir anı yaşıyorduk.
Kaybolmanın, bazen içindeki duyguları daha iyi hissetmek olduğunu düşündüm. Bütün her şeyin bir görsel gibi, renklerin, seslerin, düşüncelerin, duyguların birleştiği bir anıydı. Belki de bir paralel dünyada, başka bir ben, tıpkı ben gibi, bir kafede aynı düşüncelere dalmıştı.